Hayatı sanatta, sanatı hayatta bulmak

Sanat iyiyi, doğruyu ve güzeli arar. İçinde bulunduğumuz doğa, iletişime geçtiğimiz insanlar, içine girmek için uğraştığımız veya çıkmak için çabaladığımız toplum, topyekün dünya ve evreni kavrama yetimizin yansıması olarak sanat, özgürlüğümüzün ve gerçekliğimizin dışa vurumuyla ilgilidir. Aşk, insan, doğa, yaşam, ölüm, alabildiğine her şey insanın özgür iradesinin bir imgelemidir. Ve bu özgürlüğü insan paylaşmak ister hep. İnsan, insanın insan olarak insanca yaşayışlarını resmetmek ister. Ben de bu yaşayışların, bu özgürlüklerin sadece bende veya odamda bir defterde saklı kalmasını istemeyerek, düşüncelerimi paylaşma isteğime engel olamadım. Paylaşmak insan doğasının bir gereğidir çünkü. Kaldı ki aksi taktirde insan olmamızın ne anlamı var?

“Sanat tabiata ilave edilmiş insandır.”
Francis Bacon
Resim: Pablo Picasso

Hayat bize kendisinin ne olduğu hakkında tam bir bilgi vermez. Bize yapmamız gerekenlerin ön koşullarını verir; yani bize bir aşama katetmemiz için ön bir bilgi bahşeder. Biz bu ön koşullarla hayatı öğrenir, onu içselleştirmeye çalışırız. Böylelikle doğumumuzdan beri süregelen bir öğrenme içgüdüsüyle anlamaya, kavramaya çalışırız. Bir memeyi iştahla emerken annemizin gözlerine şefkatle bakmamız, bize sevginin anahtarını verir. Biz de şefkatle öğrendiğimiz bu sevginin kapılarını açmak için önce gülümseriz. Çünkü karnımız doymuştur. Annemize bakarken şefkati, memeyi emerken midemizin varlığını sezinlemiş oluruz. “Haa! Benim midem boşken acıkıyorum, hemen ağlamalıyım.” deriz içgüdüsel. Sonra tepki veririz(ağlarız), yine gelir annemiz. Bu böyle devam eder. Büyür, yetişir, yaşlanırız. Öğrenme hiç durmaksızın devam eder. İstediği kadar kişi “ben öğrenmiyorum” desin. Sen istesen de istemesen de hayat sana yaşaman için öğrenmeyi mecbur kılmıştır. Yaşamak için öğrenmek… Okullarda öğretilen bilgilerden bahsettiğim sanılmasın. İnsanın hayat karşısındaki duruşunu, tutum ve davranışlarının bir bütün olarak direnişini ve mücadelesini kastetmekteyim. Yani hayat karşısındaki yaşama isteğinin zorunlu araçlarına sahip olma güdüsünün peşinden gitmeyi… Bu anlamda hiç kuşku yoktur ki güzel olanın bilgisine erişmek, iyi olana doğru mütemadiyen emekleyerek ilerlediğimizde, diz kapaklarımızın ağrıdığını hissederiz. Annemiz ona gitmemiz için şirin sözlerle ismimizi yineleyip bizi çağırırken, bilgilerimizin öğretici iradesinin kaynağına doğru hareket ettiğimizin farkındayızdır artık. Debelene debelene koştuğumuzu sanırız. Çünkü bilginin öğretici kaynağına bir an önce varmamız şarttır bizim için o an. Zaman geçtikçe diz kapaklarımızın ağrıdığını hissetmeyiz bile. Çünkü güzel olan şey bizi çağırdıkça önümüzdeki engeller veya çektiğimiz acılar, bizi katetmek zorunda olduğumuz bir yolun ilerlenebileceğini söyler. Annemize emekleyerek koştuğumuz ilk gün ki gibi güzelin ışıltısını hayatımızın her köşesinde görmek isteriz. Betimleriz, hayal ederiz, düşünürüz… Görmek isteriz güzeli hep. Resmini çizeriz, şarkısını söyleriz, heykelini yaparız… İmgelem gücümüzün bize vermiş olduğu yaratıcılıkla özlem duyar, onu bir sanat yapıtıyla sonsuzlaştırmak isteriz. Böylece öğrendiklerimizi, yaşadıklarımızı bir sanata aktarmayı kendimize görev biliriz.

“Hayal ettiğiniz her şey gerçektir.”
Pablo Picasso
Resim: Tamara de Lempicka

Çünkü sanat, hayatımızın bize vermiş olduğu argümanları bir yapıta dökmemizi ister. Bir bütün olarak algıladığımız hayatı parça parça işlemek ve bu parçaları hayata atfetmekten başka çaremiz yoktur. Annemizden emdiğimiz sütün resmini çizmeyi isteriz. Bunu hayatın bütününde buluruz. O şefkat dolu bakışların mucizevi sevgisini bir tabloda görme isteğimize engel olamayız. Veya sevgiyle ilgili bir şarkı besteleriz, sevgiyi anlatır, duygu ve düşüncelerimizle harmanlayıp, güzel bir ezgiyle dışa vururuz. Yani gerçeğin yansımalarını ölümsüzleştirmek, bir o kadar da manidar kılmak isteriz. Neden gerçeğin yansımaları olarak ifade ettim? Çünkü gerçeğin resmini çizerseniz onun yansımasını elde etmiş olursunuz. Yansımalar gerçeğin gölgeleri değil midir zaten? Hayatı sanatta görmeyi arzulamaz mıyız hep? Bir gün bir gerçeği duygularınızın süzgecinden geçirip dışa vurmak isterseniz, şefkatin ve sevginin yüce ışıltısına bırakın kendinizi. O size yol gösterecektir. Nice ışıltılara diyelim o vakit…

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın