Aşk nedir?

İsmine aşk dediğimiz şey aslında nedir? Romantik olmak, romantizm, cinsellik, sevişmek, el ele tutuşmak, koklaşmak, öpüşmek, güzel sözler söylemek, birlikte şarap içerken şiirler okumak veya dinlemek, birlikte yıl dönümlerini kutlamak vs… Bunlar aşkın tanımını yapmak için yeterli midir? Birlikteliği, beraber olmayı, anlaşmayı sağlamak için yeterli midir? Yoksa her şeyin bir gerçekten doğduğu gibi aşkın da gerçekliğe, paylaşıma, iletişime, sohbetler etmeye, yaşantılara, birbirini saygıyla, sevgiyle, anlayışla, sağduyuyla, empati ve ikili düşünme yeteneğiyle kuşatmak mıdır? Hangisidir aşk? Ben şöyle tanımlamaktayım aşkı: Diyelim ki bir bina inşa ediyorsunuz. İnşa ettiğiniz binanın sağlam temellendirilmesi için inşaat alanında hangi bilgilere sahipseniz, temelleri atmak için o bilgileri mütemadiyen ve yavaş yavaş uygularsınız. Yani binayı bitirdiğinizde onun sağlam olmasını istiyorsanız, temellerini en baştan, sıkı sıkı, yavaş yavaş ve sürekli olarak tatbik ve tetkik etmeniz gerekir. Aksi taktirde bunların hiç birine özen göstermeden sadece binanın dış yapısının süslerle, desenlerle, çatısının şıklığıyla, modern görünümüyle, sıcak veya serin oluşuyla, duvarlarının parlak ve simli, kapılarının çelikten bir zırh gibi insanı büyüleyen göz kamaştırıcı(veya yanıltıcı) dış görünümüyle ilgilenirseniz; temelinde sağlam oturtulmamış bu görünümün ileriki safhalarda yıkılacağının bilincinde olmanız gerekir. Çünkü zamanında temelini sağlam, düzgün, modern ve içerisinde güvenle yaşanılabilir bir bina inşa etmemişseniz, dış görünümün; desenlerin, süslerin vs. hiç bir anlamı yoktur. O bina yıkıldıktan sonra süs ve desenlerin hiç bir gereği hiç bir anlamı yoktur. O bina yıkıldıktan sonra istediğiniz kadar dış görünüme önem vermiş olun ve istediğiniz kadar bu yapının oluşmasında çok emeğinizin geçtiğini, her şeyinizi ortaya koyduğunuzu kanıtlamaya çalışın; o bina yıkılmaya mecburdur. Şimdi değilse bile, aylar veya yıllar sonra yıkılmaya mecburdur. Aşk da böyledir. Düşünmüyorsanız, empati kurmuyorsanız, paylaşmıyorsanız, sağduyulu olmuyorsanız, saygı ve ahlak çerçevesinde tartışamıyor veya sohbetler edemiyorsanız, ileriyi öngörmeden ve “şimdiyi” doğru temeller etrafında inşa edemiyorsanız, ortak bir noktada buluşamıyor veya ortak bir noktada buluşamıyor olsanız bile birbirinizin görüş ve önerilerini saygıyla karşılamıyorsanız ve bu şekilde temellerini atmıyorsanız istediğiniz kadar birbirinize romantik aşk ve sevgi sözcükleri, istediğiniz kadar el ele tutuşmalar, istediğiniz kadar yıl dönümü kutlamalarla süslenmiş olsun; o ilişki bir yanılgıdan ve bir alışkanlıktan öteye gitmeyecektir. Romantik olmayın demiyorum. Romantik de olun ancak işin sadece romantik tarafına bakarsanız yanıltır sizi, kandırır. Süslemeler, bir nesnenin sağlam olduğunu göstermez, onu ancak dışarıdan bir gözle baktığınızda güzel görünmesine neden olur. Bir masa gibi… Bir masanın dış görünümü çok şıktır. Ancak ayaklarına dikkat edin. Ayakları sağlam yapılmamışsa üzerine taşıması gerektiğini tahmin ettiğiniz bir eşya koyduğunuzda kırılabilir. Bu da sizin o masanın sağlam olmadığı konusunda, sadece görüntü olarak şık durduğunun bilgisini verir. Yani aşık olun, süsleyin birbirinizi(yani romantik de olun) fakat aynı zamanda tanıyın, tartın birbirinizi. Tetkik edin, değerlendirin, ölçün birbirinizi. Paylaşın, empati kurun, ahlaklı olun, sayın birbirinizi. Öpüşürken dudaklarınız bile birbirine saygıyla yaklaşmalı. El ele tutuştuğunuzda elleriniz birbirini ısıtmalı. Birbirinizi kokladığınızda ciğerleriniz rahatsız olmamalı. Bakışlarınız her buluştuğunda hiç bir göz rahatsızlığınızın olmamasına rağmen o an miyoptan şikayet etmemelisiniz. Birbirinize güzel aşk sözleri söylediğinizde bu söylemlerin arkasında yatan gerçekliğe bakın. Gerçekler ve doğrular olmadıkça aşkın ve sevginin hiç bir mantığı yoktur. Hiç bir nedeni de yoktur. Yani bina yıkılmamalı, doğalgaz veya su boruları patlamamalı, duvarlar zaman içinde çatlamamalı, rutubet de olursa yandınız, işiniz yaş.

Ressam: Max Ernst

Laylaylom bir ilişki istiyorsanız bu söylediğim şeylerin tam tersi bir istikamette yürüyebilirsiniz. Laylaylomdan kastım sadece duyguların ve bedenlerin tatminini kastetmekteyim. Sırf bedenim tatmin olsun, duygularım doyuma ulaşsın diyorsanız buyurun.

Ressam: Muhammed Salah

Ruhla, akılla bezenmemiş bir aşk, bir sevgi yanılgılardan ibarettir. Dünyadaki her şey mantığın ürünüdür ve nedensiz tek bir zerre parçasının bile hiç bir anlamı yoktur. Yani yaşıyorsunuz; bir nedeniniz olduğu için yaşıyorsunuz. Düşünüyorsunuz; bir nedeniniz olduğu için düşünüyorsunuz. Sosyalleşiyorsunuz, iletişime geçiyorsunuz, cesur olmaya, azimli olmaya, nefes almaya, mücadele etmeye çalışıyorsunuz. Bunları yaparken aslında “nedenler” için savaşıyorsunuz. Hiç bir şeyin nedeni, o şeyin gerçekliğinden bağımsız değildir. Gerçekler nedensiz, nedenler gerçeksiz ve gerekçesiz var olamaz. Yani iki sevgili gibidir “gerçek” ve “neden”. Biri olmadan diğerinin olması imkansızdır. Aksine yaşam olmaz, varlık olmaz, döngü olmaz, sevgi olmaz, aşk olmaz… Aşkın olmadığı yerde gerçeklerden bahsedemezsiniz. Gerçeklerden bahsedemediğiniz bir yerde ise nedenlerden dem vuramazsınız. Kaldı ki nedenlerden dem vuramadığınız bir yerde yaşayamazsınız.

Ressam: Pierre Dupont

Bir bireye duyulan aşk da böyledir. Ruhunuzla, aklınızla, zihninizle yaklaşmıyorsanız, bedenlerinizin hiç bir gerekçesi, hiç bir nedeni yoktur. “Ee duygular olmadan nasıl aşık olacağız?” denilebilir. Duyguları yöneten akıldır. Aklı yöneten yine akıldır. Önemli olan aklınızın duygularınızı bir süzgeç aracılığıyla süzüp, mantıklı bir yapı ortaya çıkarabilmesinin farkında olmanızdır. Yani akıl yöneten, beden yönetilen olmalıdır. Siz tam tersini uygulamaya çalışırsanız, yani bedenin yöneten, aklın yönetilen olmasına çabalarsanız; doymak bilmez bir bedenle, düşündüğünü sanan bir akılla karşılaşırsınız. Böylece de doğru olanın hiç bir zaman değişmediğini, gerçeklerin hep bir değişime uğradığı gibi saçma sapan bir düşünceyle şekillendirirsiniz hayatınızı ve duygularınızı. Halbuki doğrular değişir. Gerçek olanlar hep gerçek olarak kalır.

Ressam: Frank Dicksee

Burada duyguların yaşanmayacağı, yaşayamayacağı gibi bir şey kastetmemekteyim ki imkansızdır bu. Sadece salt duygularla hareket edilmeyeceğini, mantıkla işbirliğinde her daim bir arada bulunmaları gerektiği kanısındayım. Yani evet akıl bedenin-duyguların yöneticisidir. Sevişmek, öpüşmek, el ele tutuşmak, sevgi sözcükleri ve daha bir çok romantik oksitlemenin yaşanmaması gerektiğini söylemiyorum. Aksine, bu tür romantik öğelerin mantıkla, zihinle, akılla işbirliği içerisinde bulunması taraftarıyım. Yani öpüşün ama bir yandan da tanıyın, sayın, ahlaklı olun, sağduyuyla çevreleyin birbirinizi. Örneğin düşünün; ilişkide bir tartışma esnasında hakaretler, küfürler veya rencideler havalarda uçuşuyor. Sizce sağduyu, mantıklı düşünüş, mantıkla inşa edemeyiş, saygı ve ahlak olmaksızın üstesinden gelebilir misiniz bu tartışmanın? En önemli sorun bu tartışma neyle sonlanacak? Sonlandı diyelim, küfür ve hakaret ettiniz birbirinize, sonraki süreçlerde birbirinize “aşkım” diyebilecek misiniz, el ele tutuşup film izleyebilecek misiniz, öpüşebilecek misiniz? Halbuki bu saydığım ve aklıma gelmeyen bir çok mantık ögelerinin (sağduyu, saygı, empati vs..) olsaydı, inanın bu tartışma hakaretlerle değil; yapıcı eleştiri, öz eleştiri gibi olgun bir ince işleyişle sonlanabilir, siz de rahatlıkla öpüşebilir, film izleyebilir veya başka romantik şeyleri rahatsızlık duymadan, katlanmak zorunda olduğunuzu hissetmeden gerçekleştirebilirdiniz. Bir şeyi, herhangi bir şeyi duygularla inşa edemezsiniz. Sadece duygularınızı katarsınız o şeye.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın