Üretenler Köle midir?

İşçilerin “köle” olarak çalıştırılması, patronlar ve sermayedar siyasiler tarafından hiç bu kadar bariz bir şekilde belirtilmemişti belki. Liberal politikaların emekçileri ezen iktisadi yaklaşımları, bunun yanında vatan, millet, din, Sakarya sevgisini aşılamaya çalışıp, işçilerin insan olmasının bilincine varmamaları için önemli bir çaba sarfedilmekte. Her sabah “acaba bugün halka maddi yardım anlamında destek verecekler mi?” diye uyanan milyonlar, değişen bir şey olmadığını gördüklerinde televizyonların korkunç tehditinden kurtulmak istercesine ya kısıyorlar sesini ya da kapatıyorlar. Her zamanki gibi parası olan sermayedarlardan biyolojik olarak hiç bir farklarının olmadığının bilincindeler. Güneşin doğuşundan batışına kadar geçen sürede binlerce insan covid-19 nedeniyle ölürken, parası olanların kendilerini köle olarak gördüklerinin bilincindeler. İşçilerin bir kısmı ücretsiz izinle evlerinde kalarak ailesini maddi açıdan nasıl geçindireceklerinin mantıklı bir cevabını bulamazken, bir kısmı da zorunlu olarak çalışarak ailelerine virüsü bulaştırma korkusundan kendilerini alamıyorlar. Bu çerçevede işsizlik fonunun güme gitmesi, maske dağıtımında sorunlar yaşanması, orta ve alt sınıflara “başınızın çaresine bakın” demek istenmesi, ülkemizin siyasi liderlerine karşı antipatik bir eğilim duymaktadır. Bunları sorgulayanlar ise “vatanın bölünmezliğine karşı çıkmak” ile suçlanmaktadır. Kendi meşruiyetlerini kabullendirmek, oturdukları koltukları(pozisyonları) korumak, otoritelerini sağlamak adına yoksulların, ezilenlerin haklarını savunanları algı operasyonlarıyla kamüfle etmeyi kendilerine and içen bir avuç insan…

-Devletimiz işsizlere, işsiz kalanlara destek veremeyecek bu gidişle. Ben çocuklarıma, eşime ne diyeceğim? Ne yapacağım ben? Nereye gideceğim?

-Kudret abi devletimiz en kısa zamanda bu olaya el atar. Sen merak etme. Biz nerelerden geldik

-Faik! Oğlum devletimiz kendi açıkladı. Para yok yani. İşsizlik fonu boş. Ne yapacağız biz? İki çocuk büyütüyorum ben. Senin de üç çocuğun var. Biri bebek henüz. Ne yapacağız lan? Nereye gideceğiz biz?

Mesaj gelir ikisine de: Biz Bize Yeteriz Turkiyem Milli Dayanisma Kampanyasi’na “KORONA” yazip bu mesaja cevap vererek veya “8119”a kisa mesaj atarak 10 TL katki saglayabilirsiniz.

-Abi devlet mesaj attı para istiyor

-Cevap verme Faik

Durumun ciddiyetinin farkında olmayanlar ve olmak istemeyenler ya hala liderlerin karizmatik yönleriyle ilgilenmeye devam ediyorlar ya da yeteri kadar paraları var. Karizmatik lider anlayışına kendilerini kaptırarak ülkemizin bilim alanında dünyada birinci sıralarda geldiğine inanan bir çok ciddiyetsiz insan var. Bu insanlar işçi değil, emekçi değil, ezilen değil, üreten değil. Kasalarında birikmiş milyonları işçilerin sırtından kazanmayı zevk bilmiş insanlar, kendilerini dünyanın devi sanırlar. Bunun yanında vatandan, milletten, bayraktan bahsederler. Ortalıkta milli iradenin milli dayanışma ile yakından bir ilişkisi olduğunu söyleyenler, ailesini geçindiremeyeceklerinin korkusunu yaşayan milyonlarca işçinin sırtından geçindiklerini açık bir şekilde ifade ediyorlar: “Biz bize yeteriz.” Nasıl yeteceğiz peki? Birey aileyi oluşturur, aile de toplumu. Biz bize yetebilmemiz için öncelikle ailelerin refah içinde olması gerekiyor. Yani birey-aile-toplum ilişkisinde birey aileyi oluştururken maddi geçim sıkıntısı yaşamaması gerekiyor. Peki maddi geçim sıkıntısı yaşamamaları için ne yapılması gerekir? Cevap şu: İktidarın örtbas etme politikasıyla ileri sürdüğü bazı söylemlerini bırakıp ailelerin kalkınması için destek vermesi gerekiyor. Ki toplumu oluşturmamız için öncelikle aileyi yaratmamız gerektiğinin bilincinde olması gerekiyor devletin. “Biz bize yeteriz” derken neyi kastettiklerini kendileri de bilmediği bir çıkmazla karşı karşıya olduklarının farkında olmaları gerekiyor. Neyse Kudret abiyle Faik’e geri dönelim bakalım ne diyorlar:

-Abi cevap verme diyorsun da devlet bu yani. Kırk yılda bir mesaj atmış. Hatta kırk yılı bilmem ama devlet bana ilk defa mesaj attı abiii

-Faik sen Demir-Çelik fabrikasında yıllardır ustasın oğlum. Yedi ay önce çalışma esnasında serçe parmağını kaybettin sen. Devletimiz düşünüp mesaj attı mı?

-Yok abi atmadı

-Neyse. İnşallah şu süreç geçer de çocuklarımız mağdur olmaz Faik.

-Kudret abi reisimiz bizi yalnız bırakmayacaktır. Sen gönlünü ferah tut. Vatanımızı, milletimizi bölmeye çalışanlar her daim cezasını bulur abi

-Öyle de. Bunun konumuzla ne alakası var oğlum?

Üretenler köle midir? Ülkenin ayaklarını oluşturan işçileri, emekçileri mitinglerde övmek, sevgi gösterileriyle gurur okşayıcı sözler söylemek, saygı gösteriyormuş gibi onların gözlerinin içine baka baka oy istemek… sonra da olağanüstü bir koşul (pandemi, deprem vs.) gerçekleştiğinde hiç bir şey olmamış gibi onları yok saymak, hiç etmek, bertaraf etmek… oy isterken işçiler ve emekçiler “kahraman”, katledildiklerinde veya temel ihtiyaçlara (hak araşı) olan taleplerinin yerine getirilmesini beyan ettiklerinde “vatan haini, terörist”. Yok ya! Başta sorduğum sorunun cevabını “tabiki de köle değiller, onlar ülkemizin bel kemiğidirler, işçilerin her zaman arkasındayız” deyip de emekçileri bir ideolojik malzeme olarak gören sahte devrimcilerin ve faşist zihniyetlerin yapmacık aydın tutumları, inkar edilemez bir gericiliktir. Gericilik kelimesi bana göre; geriye doğru adım atan, tarihsel olarak eski geleneklerle hareket edilmesini içgüdüsel olarak arzulayan, “emek sömürüsü”, “işçi sınıfı”, “emekçiler”, “şiddet gören kadınlar”, “ezilen dini ve etnik kökenli vatandaşlar” “milli irade”, “milli dayanışma”, “milli değerler”, “dini değerimiz”, “yoksullarımız” gibi kavramları meydanlarda orada burada sadece retorik (güzel söz söyleme, hitabet) olarak dile getiren (yani bu kelimelerin vicdani temellerini kullanarak etkileşim yaratan), ne idüğü belirsiz bir yığın insan tarafından boy gösterenlerin, kendi iktisadi ve sosyal menfaatleri doğrultusunda sarf ettikleri çıkarlar bütününe “gericilik” demekteyim. Sarf ettikleri bu cümleler; insanların vicdanını ve milliyet (kültür) bağlılıklarını sömürmek için bire bir cümlelerdir. Bu sömürünün başarıya ulaşmasındaki yollardan bir tanesi ise; dolaylı yoldan, farkettirmeden gerçekleştirmeyi arzulamaktır. Yani hitabetlerine “biz ümmeti Muhammet’in evlatları”, “biz Türk evlatları”, “bizler Çanakkale evlatları…” diye başlayan menfaatçilerin aklında tek ve vazgeçilmez bir gaye vardır: bu sözleri söylerken sömürmek, sömürürken farkettirmeden, hissettirmeden ezmek…

Aristoteles M.Ö. 370’li yıllarda yaşamış Antik Yunan filozoflarındandır. Binlerce yıl önce şu cümleleri kullanmış “Politika” adlı kitabında: “toprak herkesindir, mahsul ortaktır. Tam tersi de olabilir, yani toprak ortaktır ve birlikte işlenir ama mahsul herkese eşit ve adil bir şekilde dağıtılır. Bir başka yöntemde ise hem toprak hem de mahsul ortaktır. Eğer iş ve elde edilen yarar aynıysa sorun yok, fakat değilse; fazla çalışmayıp çok mahsul alanlarla, çok çalışıp fazla mahsul alamayanlar arasında anlaşmazlıklar olacaktır.” (Aristoteles, Politika, Say Yayınları, 2013, s. 55) Aristoteles’in Politika adlı kitabındaki bu kısım beni hem şaşırtmış hem de etkilemişti. Şaşırtmıştı çünkü binlerce yıl önce toprağın ortak, mahsulün herkese (veya tam tersi) ait olduğunu beyan ediyor. Yani Babeuf, Blanqui, Marks veya Engels’in doğumundan binlerce yıl önce bunu beyan ediyor. Tarih bizlere binlerce yıldır insanlığın para (kâr), mevki (itibar), şöhret (ego) hırsı çerçevesinde sömürüldüğünün anahtarını vermekte. Bu anlamda binlerce yıllık insanlık tarihinde toprağın bir yığın azınlık (aristokrat, oligark, kapitalist veya emperyalist) tarafından yönetilmesi, üretici güçlerin ise köle olarak görüldüğü işçiler tarafından oluşturulması tesadüf olmamakla birlikte, sadece çağa göre uyarlandığını görüyoruz. Yani kölelik kalktı ama fabrikalarda eşit ve adil olmayan koşullarda çalışmaya devam ediniz. Çalıştığınız emek sizi değil, patronları ve daha da zenginleşen oligarkları (liberal siyasetçileri) beslesin lütfen. Salgın veya deprem gibi doğal afetlerle karşılaştığınızda ülkenin ayaklarını sizin oluşturduğunuzu bir yana atıp, başınızın çaresine bakınız. Hatta varsa 10 ₺ bağış yapınız. Sonra da onlar tarafından hitaben süslenen sözcüklerin; “vatan-millet-bayrak-din siyasetinin arkasına sığınılarak sömürüldüğünüzü” ifade ettiğinizde en büyük vatansever onlar, en büyük vatan haini ise siz olunuz.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın